Stranger Things'e İlham Veren Anime-Ve Neden Hala Bugün Bile İzlemeye Değer

Aşırı derecede popüler olan Stranger Things, klasik bir animeden esinlenmiştir ve o anime serisi kesinlikle izlenmesi gereken bir seridir. İşte o seri hakkındaki her şey!

Bilimkurgu/korku fenomeni Stranger Things, dünya çapında muazzam bir fan kitlesi edinmiştir ve o fanları umutsuz bir şekilde 4. Sezonun devamını bekler vaziyetteler. İlginçtir ki, bu serinin bazı kısımları klasik bir animeden esinlenilmiş ve bu anime serisi Stranger Things’in heyecanlı sonu Netflix’e düşene kadar izlenebilecek mükemmel bir gösteridir.

2016’daki Daily Beats ile yapılan bir repörtajda Stranger Things’in yaratıcıları Matt ve Ross Duffer, popüler seriye neyin ilham olduğu hakkında konuştular. Matt Duffer ise şöyle ifadelerde bulundu: “Elfen Lied adlı bir seri izledim.” ve bahsi geçen serinin Akira’dan ilham alındığını vurgular. Ayrıca şöyle de ekledi: “Animede ilgimi çeken birçok şey vardı ve bunlar özellikle Eleven karakteri etrafında geçen olayları şekillendirdi.”

Elfen Lied, Lynn Okamoto tarafından yazılan ve 2002 Weekly Young Jump’ta yayınlanmaya başlayan bir seridir. 2004’te, Mamoru Kanbe’nin direktörlüğünde Arms’in animasyonlarıyla animeleştirilmiştir. Elfen Lied, bir Diclonious (İlk bakışta insana benzeseler de insan olmayan bir tür.) olan Lucy’in hikayesini anlatır. Bununla birlikte onların başında boynuz benzeri bir şey vardır ve vektörleri kontrol edebilirler.

Vektörler, basitçe insanların yapamadığı ama Diclonious’ların manipüle ettiği şeyleri kontrol eden görünmez kollar. İlk zamanlar Lucy, korkunç testlere ve deneylere maruz kaldığı bir deney olarak hükümet tesislerinde tutuluyordu. En sonunda ise kıyameti koparıp, onu esir tutanları öldürüp tesisten kaçar.

Kaçış sırasında aslında Lucy incinmiştir ve kendisine ikinci bir kişilik yaratır. Bu kişilik masum ve çocuksudur, kısıtlı konuşma kabiliyeti vardır ve diğer benliğini tamamen unutmuştur. Kouta ve Yuka adlı iki öğrenci kızı bulurlar ve ona Nyu adını vererek ona bakmaya ve eski sağlığına kavuşturmaya çalışırlar. Ne yazık ki bu onları Lucy’i ele geçirmeye çalışan bir sürü grubun olduğu muazzam bir hükümet suikastının merkezine çeker.

Onun da özel güçleri nedeniyle gizli hükümet tesisinde tutulmasından dolayı Elfen Lied’ın nasıl Stranger Things’teki Eleven karakterlerine ilham verdiğini görmek kolay. Lucy gibi Eleven da kaçar ve bilinmeyen biri tarafından aldatılır. İki seri de tuhaf uhrevi güçlerin saldırıp ve nihayetinde kendi gizemli sonlarına ulaşabilmek için insanlığı yok etmek istemelerini ve evvelce fani dünyası olan dünyayı ürkünç bir savaş alanına çevirmelerini konu alır. Kouta ve Yuka, hükümet ajanlarından kaçarken hayat ve romantizm arasında yol almak zorunda kaldığından, gençlerin günlük sorunları ve varoluşsal bir tehdidi dengelemeye çalışırlar.

Elfen Lied ve Stranger Things benzer temalara sahip olsalar da, anime daha karanlık, daha yaman ve ve karakterlerine karşı daha zalimdir. Bu bazı anların seri bitse de uzun süre sonra bile izleyicilerin midesine ve aklına kazınmasına neden olur. İnsanvari Diclonious konsepti ve o grubun muğlak doğası çok iyi işlenmiş ve farklı temalarda büyüleyici ikilemler ortaya koyar. Ve hem bedensel hem de ruhsal olarak insan olmanın ne demek olduğunu sorar. İki seri de estetik olarak birbirinden bayağı farklıdırlar. Elfen Lied, fantastik efektler klasik animelerde olduğu gibi tek tek her sahne elle çizilmiştir ve bu da bazı sahnelerin live-action’larda yapılmasını oldukça zorlaştırıyor.

Elfen Lied’ın, Stranger Things ve diğer serilere nasıl ilham verdiğini görmek büyüleyici. Aslında, her ikisi de benzer temalara sahip ama ikisi de olayları hem tema hem de estetik olarak çok farklı şekillerde çözüme ulaştırıyorlar. Bu da tek başına harika bir seri olmasından dolayı Elfen Lied’ı, izlemeye değer bir seri yapıyor. Ve bunları okuyan şuan ki okuyucular, Matt ve Ross Doffer’ın nasıl Eleven karakterini oluşturduklarını daha iyi anlayacaklar.

Kaynak: CBR