Anime Dünyasında Lovecraft

Dokunaçlar sadece bir başlangıç!

H.P. LOVECRAFT denilince genelde insanların aklına akıllara durgunluk veren imgeler ve dokunaçlı doğaüstü canavarlar gelir. Zaten anime denilince de bunlar akla gelen şeylerden olur.

Dokunaç derken bunun bir hentai listesi olmasını bekliyorsan, üzgünüm ki hayal kırıklığına uğrayacaksın. İçlerinden bir tanesini seçemedim çünkü.

Bunun yerine, elimde animede Lovecraft referansları kullanan birkaç dizi var. Bunların bazıları birer seri halinde iken birkaçı ise tek bölümden oluşuyorlar. Bazıları üstü kapalı, bazıları üstü açık ama hepsi kozmik korkunun babasından referans alınmış eserler.

“Ph’nglui mglw’nafh Cthulhu R’lyeh wgah’nagl fhtagn!”*

Ç/N: R’lyeh’deki evinde ölü Cthulhu düş görerek bekliyor.

‘The Big O’

Paradigma Şehri sakinleri, herkese toplu hafıza kaybı yaşatan bir felaketten 40 yıl sonrasını konu alan, amnezi dünyasında geçiyor. Bir şirket polis devleti tarafından yönetilen şehirdeki sınıf eşitsizliği çatışmasını profesyonel müzakereci olan Roger Smith’in yardımı ile çözmeye çalışır. Dorothy adında bir sibernetik hizmetçi ve Big 0 adlı bir mecha tarafından desteklenen Smith, şehrin insanlarının anılarını kurtarmak için mücadele ederken, başka bir sorun daha ortaya çıkar.

  1. Bölümde Smith, eski şehrin batık kalıntılarına dalar. Batıl inançlı balıkçılar, yüzeyin altında uğursuz bir deniz sakinleri kabilesinin yaşadığına inandıklarından, teknelerini ortaya çıkarmak istemezler. Bu bölümün konusu elbette ki şu ana kadar anlatılanlardan anlaşılacağı gibi “Dagon” ve “Innsmouth Üzerindeki Gölge” eserlerinden ilham alınarak yapılmıştır. Bunu da geçtim amnezi temaları, geçmişe dalış ve gerçeği öğrenmenin sonuçları… Bildiğiniz buram buram Lovecraftvari korku kokan bir eser.

Mechaları Lovecraftvari korku temasıyla karıştıran tek anime olmasa da, The Big 0 benzersiz cesurca yapılmış animasyonları ve kapkara bir atmosferle öne çıkıyor. Film müziği zaten tek başına heyecan verici ve kesinlikle izlemeye değer.

‘Haiyore! Nyaruko-san’

Mahiro Yasaka, bir gece onu gezegenler arası köle ticaretine sokmayı amaçlayan bir Night-gaunt* tarafından takip edilmekte olan sıradan bir liseli çocuktur. Şirin bir kız vücudunda olan, evrenin ötesinden gelen eski bir haberci olan Nyarlathotep tarafından kurtarılır. Mahiro’yu hemen yanına alır ve onu korumaya ve ondan çocuk yapmaya karar verir. Bu kapkarışık kaosa kısa süre sonra Mahiro’nun hayatını istila eden ve onu çok üzen Cthulhu ve Hastur** katılır. Mahiro, sürekli olarak amansız bir cilveye ve cinsel imalar arasında diğer gezengenlerin istilacı düşmanlarıyla savaşırken, sıradan lise hayatını da sürdürmeye çalışır.

Lovecraft yerine Lewis Carrol tarfından yaratılmış olsaydı, Cthulhu da böyle bir eser olurdu eminim.

Manta Aisora’nın hafif roman serisine dayanan bu anime çok beğenilen bir eser. Lovecraft’ın doğrudan uyarlamasını arayanlar muhtemelen hayal kırıklığına uğrayacaktır ancak animeyi (özellikle harem türünü) sevenler, bunu mitosun bir varyasyonu olarak göreceklerdir. Bir yanda Lovecraft’ın kozmik dehşeti, diğer yanda bir harem animesinin şenşakraklıkları bulunuyor. Bu iki uç noktanın birleştirilmesinin sonucu, sizi ya güldürücek ya da sinirlendirecek ama asla esnemenizi sağlamayacak bir şov.

*: NİGHT-GAUNT, Dünya’nın Düş Topraklarında yaşayan bir tür uçan yaratıktır. Pürüzsüz balina benzeri bir cilde, uzun ince insansı bedenlere, kıvrımlı boynuzlara, deri yarasa benzeri kanatlara ve bir yüzün olmasını beklediğimiz yerde boş bir et parçasına sahip olarak tanımlanırlar.

Nodens’e efendileri ve efendileri olarak saygı duyar ve taparlar.

**: Sarı Kral Hikayelerinde geçen bir yer adı. Lovecraft’ın eserlerinde bolca referansı vardır.

‘A Lull in the Sea’

İnsan evriminin denizde başladığı bir dünyada, sahil köyünün komşusu olan su altı köyü ile gergin bir birliktelik içindedir. Deniz insanları, nefes almalarını sağlayan bir amniyotik zar ile hayatta kalır. Karadakiler, evlerini terk eden deniz sakinlerinin soyundan geliyordur ve şimdi istemeseler de hepsi bir arada yaşamak zorundadırlar.

Deniz Şefinin oğlu Hikari Sakishima ve üç arkadaşı yeni eğitim yılına karadaki bir okula transfer olarak başlarlar. Ergenlik, okul hayatı ve önyargının karmaşası içindeyken, kara ve deniz köyleri aralarındaki gerilim gittikçe artmaya başlar.

Bütün bunların ortasında birde Hikari’nin ablası, Akari’nin karadaki bir adamla romantik ilişki içinde olduğu ortaya çıkar. Bu son derece tabu olan bir şeydir çünkü karada yaşayanlar ile deniz sakinleri arasındaki üreme, denizde değil de karada yaşayabilen insan çocukları doğurur ve böylece nüfusun dengesi kaybolur. Muhtemelen kasıtlı olmasa da bu; insanlar ve deniz canlıları arasındaki üremeyi içeren “Innsmouth Üzerindeki Gölge” eseriyle çarpıcı bir benzerlik gösteriyor. Hikayenin, Lovecraft’ın kendi melezleşme ve ırk birleşimi korkularını eleştirmek için yapıldığını söyleyenler de var.

Lovecraft referansları bir yana A Lull in the Sea, büyüleyici bir dünyayı betimleyen, zekice yazılmış bir hikaye. Irksal önyargı teması incelikle işlenmiş ve dramada asla aşırıya kaçılmamış. Hedef kitlenin bir parçası olmasanız bile, bu animenin fantastik öğeleri izlenmeye değer.

‘Mushishi’

Japonya’nın 19. yüzyılın ortalarında, insanlık Mushi adı verilen başka bir dünyadan gelen yaratıklarla birlikte yaşıyordur. Mushiler eterik ve biraz da doğaüstülerdir. İnsanların onlardan haberleri olmadan yaşamlarını sürdürürler. Mantarlar veya bakterilerden kötü sayılamayacak olsalar da, Mushiler insanlara temas ettiğinde garip olaylar meydana gelebilir ve bu olayların sonuçları genelde pek hoş olmaz. Ginko, Japonya’da Mushileri görebilen ve onlarla etkileşime geçebilen birkaç kişiden biridir. Mushileri incelemek ve onlardan etkilenen insanlara yardım etmek için seyehat etmektedir.

From Beyond’u fazlasıyla andıran bu anime, Yuki Urushibara’nın manga serisine dayanmaktadır. Bir hikayeden çok antoloji dizisi olsa da, çarpıcı çizimleri ve ruhani müziği ile baştan dikkatleri üzerine çekiyor. Atmosferi neredeyse ürkütücü olan Mushishi, Lovecraft hayranlarının mutlaka izlemesi gereken bir seri.

‘Demonbane’

PS2 görsel romanına dayanan bu anime, mechaları Lovecraft dünyasına getiriyor. Arkham Şehrinde yaşayan bir dedektif olan Kurou Daijuuji, Necronomicon adlı efsanevi bir büyü kitabını aramak için işe alınır. Hain bir Kara Lonca’nın casusu olan Herbert West tarafından takibe alındığında, onu Al Azif adında genç bir kız şeklinde bulur. İkisi sihirli bir anlaşma yapar ve Demonbane adlı mechaya pilotluk yaparlar. Beklenmedik dostlukları, Kara Lonca’yı temelli yok edebilecek bir güç oluşturur. Bu yüzden kara Lonca onları gizli planlarına çomak sokmadan önce Al Azif’in kayıp sayfalarını kurtarmaya uğraşır. Onları Innsmouth, R’leyeh ve diğer Lovecraftvari bölgelere seyehat ettirecek bir haçlı seferi başlar: C Projesi.

‘Princess Resurrection’

Hiro Hiyoromi, Hime adında gizemli bir kız için hizmetçilik yapmaya yeni başlayan kız kardeşini ziyaret eder. Tuhaf bir kazada öldükten sonra Hime, Hiro’yu ölümden geri döndürürken bunları söyler: “Sonsuza dek uyuyabilen ölü değildir ve garip çağlarda ölüm bile ölebilir.”

Olay bu kadar. Animenin geri kalanı vampirler, kurtadamlar, anka kuşları ve sihirlerle dolu diğer fantastik öğeleri ile izlenmeye değer bir yapıt. Ancak toplam 26 bölüm içinde referans olarak gösterilebilecek tek şey ünlü Cthulhu sözlerine benzeyen bu sözdür.

‘The Ancient Magus’ Bride’

Elias ve Chise, doğaüstü bir varlıkla mücadele etmek için Kedi Krallığı’nın başkenti olan İngiliz köyü Ulthar’a giderler. Oradaki yaşlı adam bir deney uğruna onalrca kediyi öldürmüştür. Bunun öfkesiyle köyün kedileri bir araya gelir ve onu parçalara ayırırlar. Tanıdık geliyor değil mi? Şimdi ise onun intikamcı ruhu köyde ortalığı kasıp kavuruyordur ve onu tamamen ortadan kaldırmaları için kedilere yardım etmek, Elias ve Chise’ye düşer.

Aaslında pek de Lovecraftvari olmayan bir anime, sadece bir olay örgüsü bu kategoriye dahil edebilecek olsak da, Ulthar’ın hikayede olması ayrı bir zevk katıyor. Orjinal hikayeyi biraz değiştirdikleri doğru ama aradaki fark, kişinin aldığı zevki azaltmıyor. Animenin büyülü dünyası öyle bir yer ki, Ulthar da tam oturmuş.

‘Ghost Hound’

Japonya’nın ücra bir dağ köyünde rüyalar, gerçeklik ve de ruhlar diyarı arasındaki sınırlar çok bulanıktır. Karanlık geçmişlerinin ve uyku bozukluklarının peşlerini bırakmayan üç genç erkek, uyurken astral seyahat yapma yeteneği kazanırlar ve diğer dünya yaratıklarının gökyüzünü doldurduğu bir gerçekliğe geçerler. Bu görünmeyen dünyanın derinliklerine indikçe, onun tüm yaşamlarında önemli bir rol oynadığını keşfederler. Rüyaların gerçeklik üzerindeki etkisi ve ikisi ve ikisi arasındaki fark, bu çocukların günlük yaşamlarına artan bir yoğunlukla yayılır ve onları ayırt emek neredeyse imkansız hale gelir. Bu arada, gizli bir araştırma tesisinde, hakimiyeti kazanmak için şüpheli kült yerel mücadelerin başlaması gibi garip şeylerde olmaktadır. Çocuklar birbirini ardına gelen keşiflerle başa çıkmak için mücadele ederken, değişen kasabanın gidişatını kendi lehlerine çevirmek için yeni öğrendikleri şeyleri kullanmaları gerekir.

Mitos’a katkıda bulunan Chiaki J. Konaka tarafından yazılan bu anime ile ilgili her şey Lovecraftvaridir. Büyük ölçüde Beyond’dan hikayeden türetilen rüyalar ve gerçeklik temaları, ekstra boyutlu varlıklar ve ürkütücü kültler her bölüme hakimdir. Bununla ilgili Lovecraftvari, olmayan tek şey, mutlu bir sonu olması ama bunda yanlış olan ne? Ghost Hound merak uyandırıcı, rahatsız edici ve büyüleyici ve kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yapım.

Kaynak: GEEKS